Balkan Günlükleri-2
İkinci durak Belgrad!
Uzun ve yorucu otobüs yolculuğumuz sabah 10da mis g
ibi Belgrad havasıyla son buluyor. İndiğimiz gibi bir sonraki durak olan Saraybosna biletlerimizi almaya gidiyoruz. Para birimini öğrendiğimizde yine kısa süreli bir şok yaşanıyor. Bu kez Euro'nun 100 katından fazla.
Yorgunluk ağır basmış olacak ki hemen şirin hostelimizi bulmaya koyuluyoruz. Slavija'da tatlı mı tatlı hostelimize yerleşiyoruz. Birkaç saatlik uykuya asla hayır diyecek halde değiliz. Resepsiyondan bize harita üzerinde en önemli yerleri göstermesini istiyoruz ve planımızı uygulamak için mis gibi güneşi kaçırmadan dışarı atıyoruz kendimizi.
Rotamızı Knez Mihailova Caddesi'ne çeviriyoruz. Beyaz Şehir'in ana caddesi. Dolup taşan cafeler, restoranlar, alışveriş mağazaları.. Hepsi ihtişamlı binalara sahip. Trafiğe kapalı bu cadde de değerli heykeller koruma altına alınmış durumda. Güneş bizi terkene kadar kalabalığa karışıp caddenin keyfini çıkarıyoruz.
Yaşasın yemek yemekk! Doya doya et yemek bu olsa gerek. Belgrad'ın en eskilerinden ve en güzel geleneksel yemeklerini yapan Znak Pitanja'yı bulmak için sabırsızlanıyoruz. Her zamanki gibi Kiril alfabesini çözmeye çalışırken güzel yüzlü personel amcadan bize öneride bulunmasını istiyoruz. Bize sunulan yemekler hayatımda yediğim en iyi et yemeği olabilir. Adını almayı unuttuğum için pişmanlık içinde olduğum içinde tereyağı şelalesi olan yemek hala hayallerimi süslüyor (Sanırım karnım açken post yazmamalıyım:) Gerekli olan enerjiyi topladıktan sonra Mihailova'yı turlamaya yağmur eşliğinde devam ediyoruz. İlk yağmur tanesi yere düşmeden onu hissedip aniden ortada beliriveren şemsiyeci amcalar burada da karşılıyor bizi.
Yağmura aldırış etmeden Kalemeydan'a yollanıyoruz. Tuna ve Sava nehirlerinin birleştiği yerde kurulan şehrin en ihtişamlı ve en büyük kalesi. Yeşillikler içinde, mis gibi yağmur kokusuyla kale içindeki parka dolaşıyoruz. En yükseğinden manzaraya bakmak doyumsuz. Mutlaka görülesi.


Dönüş yolunda Cumhuriyet Meydanı'ndan geçiyoruz. Trg Republic, Taksimi andırıyor bize. Görkemli binalarıyla Tiyatro ve Milli Müze karşılıyor bizi. Bir de II. Mihalio heykeli.
Belgrad'ta ikinci güne yağmurla uyanıyoruz. Bugün sabırsızlıkla beklediğim Bosnam için yolculuk var. Çantaları hazırlayıp öyle çıkıyoruz dışarı. Belgrad Maratonuna katılarak merkeze kadar yürüyoruz. Kahvaltı için istikamet Skardarlija. Bohemian City olarak da geçiyor. Taştan yoluyla, çiçekli mini cafelerle karşılaşıyoruz. Yağmurda çok daha buğulu görünüyor gözümüze bu sokak. Tatlı cafemizi seçip kahvaltı etmeye koyuluyoruz zamanının sanatçılar sokağında.
Balkanlardaki en büyük Ortodoks kilisesini es geçmiyoruz tabiki. Haftasonu kapalı olduğundan içini göremesek de dışarıdan ne kadar görkemli olduğunu tahmin ediyoruz Aziz Sava Katedrali'nin.
Kilise demişken Aziz Mark Kilisesi'ni unutmamak lazım. Bu da ülkenin en büyük ve görkemli kiliselerinden birisi.
Geliyoruz Terazije Meydanı'na. Hotel Moskva'yla karşılaşıyoruz burada da. Hotelin özelliği birçok ünlü ismi konuk etmesi. Bu nedenle Beyaz Şehrin simgelerinden biri haline gelmiş.
Belgrad'a veda etmeden önce Knez Mihailova'nın havasını bir kez daha koklamak istiyoruz. Bu kez mis gibi yağmuru içimize çekiyoruz. Bir türlü tadına bakamadığımız en ünlü ayva rakılarımızı (rakija) çantaya atıp Bosna hasretini sonlandırmak için yollara düşüyoruz...
Uzun ve yorucu otobüs yolculuğumuz sabah 10da mis g
ibi Belgrad havasıyla son buluyor. İndiğimiz gibi bir sonraki durak olan Saraybosna biletlerimizi almaya gidiyoruz. Para birimini öğrendiğimizde yine kısa süreli bir şok yaşanıyor. Bu kez Euro'nun 100 katından fazla.
Yorgunluk ağır basmış olacak ki hemen şirin hostelimizi bulmaya koyuluyoruz. Slavija'da tatlı mı tatlı hostelimize yerleşiyoruz. Birkaç saatlik uykuya asla hayır diyecek halde değiliz. Resepsiyondan bize harita üzerinde en önemli yerleri göstermesini istiyoruz ve planımızı uygulamak için mis gibi güneşi kaçırmadan dışarı atıyoruz kendimizi.
Rotamızı Knez Mihailova Caddesi'ne çeviriyoruz. Beyaz Şehir'in ana caddesi. Dolup taşan cafeler, restoranlar, alışveriş mağazaları.. Hepsi ihtişamlı binalara sahip. Trafiğe kapalı bu cadde de değerli heykeller koruma altına alınmış durumda. Güneş bizi terkene kadar kalabalığa karışıp caddenin keyfini çıkarıyoruz.
Yaşasın yemek yemekk! Doya doya et yemek bu olsa gerek. Belgrad'ın en eskilerinden ve en güzel geleneksel yemeklerini yapan Znak Pitanja'yı bulmak için sabırsızlanıyoruz. Her zamanki gibi Kiril alfabesini çözmeye çalışırken güzel yüzlü personel amcadan bize öneride bulunmasını istiyoruz. Bize sunulan yemekler hayatımda yediğim en iyi et yemeği olabilir. Adını almayı unuttuğum için pişmanlık içinde olduğum içinde tereyağı şelalesi olan yemek hala hayallerimi süslüyor (Sanırım karnım açken post yazmamalıyım:) Gerekli olan enerjiyi topladıktan sonra Mihailova'yı turlamaya yağmur eşliğinde devam ediyoruz. İlk yağmur tanesi yere düşmeden onu hissedip aniden ortada beliriveren şemsiyeci amcalar burada da karşılıyor bizi.


Dönüş yolunda Cumhuriyet Meydanı'ndan geçiyoruz. Trg Republic, Taksimi andırıyor bize. Görkemli binalarıyla Tiyatro ve Milli Müze karşılıyor bizi. Bir de II. Mihalio heykeli.
Balkanlardaki en büyük Ortodoks kilisesini es geçmiyoruz tabiki. Haftasonu kapalı olduğundan içini göremesek de dışarıdan ne kadar görkemli olduğunu tahmin ediyoruz Aziz Sava Katedrali'nin.
Kilise demişken Aziz Mark Kilisesi'ni unutmamak lazım. Bu da ülkenin en büyük ve görkemli kiliselerinden birisi.










Yorumlar
Yorum Gönder