Balkan Günlükleri -1

     Kökenler oraya dayandığından mıdır bilinmez hep bir Balkanlar hevesi vardı içimde. Uzun zamandır hayalimdi oraları görmek. Çok ani akla gelen planla çıktık yola, Deniz'le. Açtık haritayı, baktık nereler vizesiz, aldık biletleri. İlk durak Üsküp! İyi arkadaş biriktirmek önemliymiş meğer. İlk iş Elena'ya mutlu haberi vermek :Biz geliyoruuz!
     Hoop tarihler 16 Nisan'ı gösterince düştük yollara. 1 saat 10 dakika gibi kısa bir sürede vardık arkadaşın memleketine. Koskoca Alexandre the Great'i bu kadar küçük beklemiyorduk. Neyse Elena'yı bulmak kolay olur dedik ki neeerdeee? Sağa sola baktık yok. Anons ettirdik yok Elena. İş başa düştü. Merkeze giden ilk otobüs biletlerini almak için exchange'e gidelim dedik. Paralarının değeri konusunda hiç bilgi sahibi olmayınca euro'nun 54 katını elimize alınca şaşırdık tabi. Sırtımızda çantalarımız tam bir seyyah modunda bindik otobüse. Wifi bulduğumuz ilk an haber veririz diye düşünürken biri ismimle seslendi. Son anların kızı Elena buldu yine bizi:) Stefan da bize eşlik ediyor.
     Ama  artık yemek vakti lütfen. Bir ülkenin alfabesine yabancı olmak bu kadar zor olmamalıı. İlk etapta geleneksel yemeklerden biraz uzak düşüyoruz. Enerji topladık, yola devam. Üsküp sanki yeniden inşa ediliyor. Her yerde bir kazı, bir bina yapımı. Yollarda en dikkat ettiğimiz şey adım başı heykellerin olması. Tarihleri gerçekten bu kadar köklü ve şanlı mı yoksa kendi kültürlerini yaratmakta geç kaldıkları için bir çaba mı bu bilinmez.
   



     Traveler olmanın ilk kuralı: gezmeye en uzak noktadan başla. İstikamet Canyon Matka. Yemyeşil yollardan, nehri seyrede seyrede varıyoruz kanyona. İnanılmaz bir hava, inanılmaz bir manzara bizi karşılıyor. İstanbul'dan sonra biraz doğa havası bize iyi geliyor. Birer yol yorgunluğu kahvesi iyi gider. Uzun zaman görüşmemiş olmanın verdiği gevezelikle laflıyoruz biraz. Burayı bırakmak zor olsa da Üsküp için sadece bir günümüz var. Yola devam gençler.



                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                         Geldik yine heykellerle dolu merkezimize. Alexandre the Great'e verilen önem belli ki onunki en büyüğü.  Taş Köprü de oradan bizi selamlıyor. Hey gidi Osmanlı.

  Fatih Sultan Mehmet'ten bize hatıra Taş Köprümüz. Osmanlı kokusunu her yerde duymak mümkün. Mustafa Paşa Camii, Sulu Han...


 Gelmişken Rahibe Teresa'ya da bir selam vermek istedik. Teresa burada doğup büyümüş meğer.



Ulusal binalar Vardar Nehri'nin kenarına dizilmiş.Görkemli Arkeoloji Müzesi de burada yer almış.


       Gelelim Üsküp'te en çok keyif aldığım yere: Old Bazaar! Kendimi evimden asla uzak hissetmeyeceğim sokak. Türkçe bilmeyen sınırlı sanırım. Basamak basamak yükselen cafelerinde soluklanıyoruz. Türkçe bilen esnaflarla sohbet etmek günün en keyifli anı olmaya aday. İnanılmaz misafirperverlikleri için minnet kalıyoruz onlara.
Em Gold Buco Erol abi özellikle sana selam olsun!  Ama Eski Çarşı'yı daha da solumak gerek. Taş yollardan minik dükkanları geze geze yürüyoruz. Olmazsa olmaz magnetler de alındığına göre dönüş vaktii.
     Bu kez rotamız Kumanova. Ev sahibemizin yaşadığı yer. Nispeten daha az gelişmiş bu yeri görünce bildiğin Türkiye'deki kasabalarda gibi hissediyorum kendimi. Ev yapıları, giyimleri, yaşam tarzlarını bile benzetiyorum. Geleneksel bir şeyler denemek için sabırsızlandığımız anda Baba Cana'ya varıyoruz.
 Garsonlar yöresel kıyafetleri giymiş, güzel güzel balkan müzikleri koymuşlar, bize sadece keyfini çıkarmak kalıyor. Havasından mıdır suyundan mı, etleri inanılmaz lezzetli. En çok merak ettiğimiz o büyük köftesinden yiyoruz.  Küçücük doğranmış soğan ve közlenmiş biberle servis ediliyor. Yanında da benim denemek için tutturduğum Zlatan Dab! Üsküp'e adım attığımdan beri her yerde reklamını gördüğümden midir beynime kazınmış. İçmezsem olmazdı:)

     Makedonya denince gidilmesi gereken ilk yer Ohri farkındayız, üzgünüz. Merkeze olan uzaklığı nedeniyle hiç şansımız yok görmeye. Onun hayal kırıklığıyla evimize geliyoruz. Sıra geldi gelecek adımı belirlemeye. Canım Deniz'im hallediyor hepsini ben televizyonda Karadayı'yı hiç bilmediğim dilde şaşkınlıkla izlerken. Türk dizileri orada çok tutuluyormuş meğer. Muhteşem Yüzyılı hatta Binbir Gece'yi izliyorlarmış.
     İki buçuk saat sonra Belgrad otobüsümüz var uyusak mı uyumasak mı? Traveler olmanın ikinci kuralı: zaman ve mekan uygunsa hemen uyu! Elena'nın uyarısıyla kısa dinlence son buluyor. Birkaç gün sonra yeniden görüşmek üzere tatlı arkadaşlarımızla vedalaşıyoruz. Sabahın bunaltıcı sıcağına karşı gecenin aşırı soğuğu 'Traveler olmanın üçüncü kuralını iyi ki uygulamışız dedirtiyor': Çantanda her zaman kalın bir şeyler bulunsun!
     Sekiz saatlik uzun bir yolculuk bizi bekliyor. Ülkeler arasında kullandığımız tüm otobüsler çok boş ve konforluydu bu hariç. Yanyana iki koltuk bulamayınca biraz mızmızlıkla bir adamı ikna edip yerleşiyoruz. Bizim kadar plansız projesiz yola çıkan başka iki genç kız var mıdır acaba? Biletleri dahi bindikten sonra alıyoruz. Belgrad için sabırsızlanan gençler şimdi yolda...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Benim Aşk Adam- Bozcaada

Güzel Atlar Ülkesi - Kapadokya

Komşu Ziyareti - Sakız Adası (Chios)

Macera Dolu Amerika Amerika!

Uyumayan Ada - Mikonos