Karanlıkta Diyalog
Empati. Nedir empati? Karşımızdaki insanın durumunu anlamak için kendimizi onun yerine koyarız. Ya da koyduğumuzu zannederiz. Çünkü dış etkenler her zaman eşit olmayabilir. Peki görme engelli insanlar için gerçekten empati kurmak ister misiniz; onları anlamak; hayatları boyunca gömüldükleri gerçek karanlığın derinliğini yaşamak? Ama bu kez şartlar eşit. Gözlerinizi kapamadan ya da bant çekmeden zifiri karanlığa girmek nasıl olurdu? Korkunç mu?
Evet ilk başta gerçekten inanılmaz korkunç geliyor. Elinize verdikleri sopalarla duvarlara dokuna dokuna yönünü bulmak, pazarda meyveleri koklayarak anlamak, tramvaya binince boş yeri bulmak, vapura girerken sürme iskeleden düşmemeye çalışmak, elinize aldığınız sıcak çayı dökmeden masaya götürebilmek... Hepimizin günlük hayatta kolayca yaptığımız aktiviteler. Ama onlar için o kadar kolay değil. Değilmiş.
Karanlıkta Diyalog Gayrettepe Metro'nun içine kurulmuş, bir buçuk saatte tamamlanan karanlık bir parkurdan oluşuyor. Biletleri aldıktan sonra seans saatinin gelmesinin beklerken gözüm duvardaki görme engelliler alfabesine takılıyor (Braille alfabesi). Altı noktadan oluşan alfabeyi o an nasıl kodlandığını anlamlandıramıyorum. 14.30 seansı için çağrıldığımızda önce kapının girişinde bilgi alıyoruz bizi içeride neler beklediğini bilmeden. Bizi orada bekleyen rehberimizi iyi dinlememiz söyleniyor ve elimize verilen çubuklarla içeriye giriyoruz. Adım attığım an çok zor olduğunu anlıyorum. Yön duygumuzu iyice kaybetmemiz için girişte birkaç u dönüşü yapıyoruz ve rehberimiz Murat Bey sesiyle bizi karsılıyor.
O an bir buçuk saat bu karanlığa dayanamam diyip çıkıp çıkmama konusunda kararsız kalıyorum. Onların tüm hayatlarını bu karanlıkta geçirdiklerini hatırladığım an rehber Murat'ın komutlarına ayak uyduruyorum. 7-8 kişilik grubumuzda en korkan ben olmalıyım ki arkadaşım Deniz'in kolunu bir türlü bırakamıyorum.
İstikamet park! İlk durağımız etrafı çitlerle, bitkilerle çevrilmiş kuş seslerinin duyulduğu park oluyor. Tabi ilk etapta benim çiti bulmam bile zaman alıyor. Rehberimiz birkaç dakika durup etrafımızdaki sesleri dinlememizi söylüyor. Çünkü artık kulaklarımız gözlerimiz oluyor. Beş duyumuzdan biri çalışmadığı için diğerlerini çok iyi kullanmamız gerektiğini o an öğreniyorum. Normalde parkta yürürken dikkat etmediğimiz ne kadar çok ses varmış meğer.
İkinci durağımız pazar gibi bir yer. Yani ben öyle hayal ediyorum. Çubuklarla ve rehberin sesiyle meyve ve sebzelerin bulunduğu tezgahlara ulaşıyoruz. Şimdi de burnumuz gözlerimiz oluyor. Tezgahlardaki meyveleri kokularından anlamaya çalışıyoruz.
Haydi Taksim'e. Bu kez daha zorlu bir yürüyüş başlıyor. Karşıdan karşıya geçmek bu kadar zor muydu gerçekten? Normalde arabalara kırmızı yandığı an ışıklardaki sesi beklemeden atlardım yola. Şimdi ise kulaklarımın duyması gereken anonsu beklemem gerek. 'Şimdi karşıya geçebilirsiniz.' Kırmızı yanana kadar bunu tekrarlayan adama sinirlenirdim; ama o an karşı kaldırıma ulaşana kadar bitmemesini diledim. Ve yine kulaklarım gözlerim oldu. E İstiklal'e gelip tramvaya binmeden olur mu? Tramvaya binmek bu kadar vakit alır mıydı? Direklere tutuna tutuna boş koltuğu bulmak da? Bu kez başaramıyorum ve yine Deniz'e sesleniyorum. El yordamıyla yanına oturuyorum tek kişilik koltuğa ikimiz sığmaya çalışarak. Murat Bey tecrübeli olacak ki iki kişi oturan var mı diye kontrol ediyor. Direklere başımı dizimi çarpmayayım diye beni alıp en öndeki boş koltuğa kadar götürüyor. İstiklal Caddesi'nde nereleri bildiğimizi soruyor. Biz de hatırladığımız kadarıyla anlatıyoruz. Ve şimdi hafızamız gözlerimiz oluyor. İnme vakti geldiğinde bu kez grubun en arkasında kalıyorum. Korkudan çığlık kıyamet yönümü bulmaya çalışıyorum. Direklere tutuna tutuna iki basamaklı tramvaydan inebilmek mutluluk verir miydi?
Bu kez rota Büyükada! Tabi onun öncesinde vapura binme telaşı var. Normalde bile o iskeleden vapura binerken tedirgin oluyorum bir de şimdi düşünün. Sallanan iskelenin yan demirlerine tutuna tutuna vapura adım atıyorum. Ve bu kez ellerim gözlerim oluyor. Mis gibi deniz havamızı alıp martı sesleriyle şarkı söyleye söyleye adanın yolunu tutuyoruz. Vapur inişinde daha sakinim. Yardım istemeden çubuğumla yolumu bula bula iniyorum.
İçeri girmeden önce anlayamadığım alfabeyi duvarda ellerimle dokunarak anlamaya çalışıyorum. Rehberimiz tek tek yanımıza gelip bize Altı Nokta'nın nasıl harfleri oluşturduğunu anlatıyor. İlk deneme başarısız. Deniz'in de yardımıyla altı noktanın aynı oyun zarı gibi dizilmiş o noktaların konumuna göre harfi ortaya çıkardığını kavrıyorum. Ve bu kez parmaklarım gözlerim oluyor.
İstanbul turu yapmak bahane, cafede dinlenmek şahane!:) Rehberimizin talimatlarıyla cafeye varıyoruz. Bu kez bizi diğer rehberimiz karşılıyor. Bu kez onun komutlarıyla bar masasına varıyoruz. Girmeden önce cebime koyduğum 10 lirayı uzatıp çay istiyorum. Görme engelli garsonumuz çayımı hazırlayıp elime tutuşturuyor. Kaç para verdiğimi anlayıp bana para üstümü uzatıyor. (bunu nasıl yaptığını bilmiyorum. Kağıt paraları nasıl birbirinden ayırt ettiklerini sormayı unuttum.) Bu kez görevimiz tehlike:) bi elimde çay diğerinde çubuk masaları devirmeden yerimi bulmak. Rehberimizden yardım almadan olmaz malum. Sohbet edip çaylarımızı yudumlarken bu kez dilim gözlerim oluyor. Kokusuna tadına daha önce etmediğim kadar dikkat etmeye çalışıyorum.
Meğer son durak cafemizmiş. Murat Beyle biraz sohbet ediyoruz. Sorularımızı cevaplıyor yorulmadan. Ve sonunda o bize bir soru soruyor: "Sizce içeri gireli ne kadar zaman oldu?". Herkesin ortalama cevabı yarım saat. O an konuşan saatini bize dinletiyor. "Saat 16.03". Hepimiz şaşırıyoruz. Zaman bu kadar çabuk mu geçti gerçekten? Rehberimizin o an söylediklerini hiç unutamam. Bir engelimiz olsa dahi hayatın ne kadar güzel olduğunu, görmeden de hayattan zevk alınabileceğini söylüyor bize. Gerçekten de ilk baş korku ve endişe dolu başladığım parkurun sonunda ne kadar mutluydum ve bazı şeyleri görmeden de yaşayabileceğimi anladım.
Dışarı çıktığımda içimde bir burukluk. Ben iki adım atıp aydınlığa ulaştım peki ya onlar? Ama arkamızdan gelen tatlı rehberimizin sesini duyunca tekrardan onun söylediklerini hatırlıyorum: Hayat sadece görerek yaşanmıyor. Tek tek hepimizle vedalaşıp bizi uğurluyor.
Empatiyi işte o ışığı gördükten sonra anlıyorsunuz. Peki neden diyalog? Diyaloğun önemini de orada keşfediyorsunuz. Dediğim gibi kulaklarınız gözleriniz oluyor. Karşınızdakinin konuşmasına göre hareket ediyorsunuz. O nedenle görme engelli kardeşlerimizi anlamak ve hayatımızın geri kalanında onlara nasıl yardım edeceğimizi, onların karanlığını diyalog kurarak nasıl aydınlatabileceğimizi öğrenmek adına mutlaka gidilmesi gereken bir yer. Unutmadan söylemekte yarar var, HEPİMİZ ENGELLİ ADAYIYIZ.
Not1- İçeride sizin güvenliğinizi tehlikeye atacak her hangi bir engel yok. Genellikle düz bir zeminde yürüyorsunuz. Kaldırıma çıkarken ya da basamak inerken rehberiniz sizi tamamen yönlendiriyor o konuda endişelenecek bir şey yok.
Not2- Yine sizin ve etrafınızdakilerin güvenliği adına çanta, gözlük, saat vs için kilitli dolaplarınız olacak yine sıkıntıya gerek yok yani.
Not3- Çıkışta sizi yönlendirecekleri sesli kitap odası var. Mutlaka gidip bilgi alın. Sizin seslendirdiğiniz kitapları görme engelli kardeşlerimiz dinleyebilecekler. ( Sesiniz uygun bulunursa, daha önceden hiç seslendirilmemiş kitabı siz seslendireceksiniz- sizin seslendirdiğiniz kitabı sonrasında hiç kimse seslendirmeyeceği için onlar ve kendiniz için çok özel ve ölümsüz bir şey yapmış olacaksınız.)
Biletinizi oradan alabiliyorsunuz ama önceden almak isteyenler için link: http://www.biletix.com/etkinlik-grup/66384260/ISTANBUL/tr



Yorumlar
Yorum Gönder